Tüm Yazıları
     Yoksulluk ve Zenginliğe Dair
     Yoksullukla Mücadelede Devletin Rolü-2
     Yoksullukla Mücadelede Devletin Rolü
     İnsanî Yoksulluk
     Yoksulluk ve Temel Kabiliyetlerden Mahrumiyet
     Yoksul Kadınlar ve Evleri
     Yoksullukla Mücadele
     İnsanlığın Vicdanı
     Yoksulluğun Çözümüne Dair
     İş(sizlik) ve Yoksulluk
     Hayırseverliğin Suiistimali
     Adalet Üzerine
     Küresel Açgözlülük ve Küresel Yoksulluk
     Siyasetin Gölgesindeki Türkiye
     Hasta Toplum
     İstemenin Adâbı
     Yardımlaşma İlkesi Üzerine
     Ara Kurumların Önemi
     Zenginlik - Yoksulluk Dengesi
     Yoksul Kadınlar ve Onur Meselesi
13.3.2010

Yoksulluk ve Zenginliğe Dair

Şirazlı Sadi anlatıyor:
Sadece sırtındaki hırkayla derviş görünen, gerçekte ariflikle ilgisi olmayan bir adam, bir mecliste sesini yükselterek, zenginliğe ve zenginlere sövüp sayıyor. Ulu orta konuşuyordu.
“Yoksulun elinde bir şey yok. Zenginin ise sahip olmadığı bir şey yok. Bunca güç ve kuvvet sahibi olmalarına rağmen iyilik eşiğine adım atmazlar. Kendilerinden başka kimseyi düşünmezler” diyordu.
Hayır sahibi çok zengin tanıdığım ve kimilerinin iyiliğini de gördüğümden, adamın sözleri gücüme gitti. “Bana bak dostum” dedim, “Zengin yoksulun geliridir. Ariflerin kileridir. Gezginlerin uğrağıdır zengin. Başkalarının rahatı için eziyet çeker, sıkıntıya girerler. Gecesini gündüze katar, sürekli çalışır didinirler. Yanında çalışan insanlara yedirmeden yemez, giydirmeden giymezler.”
 
Vakıf kurar zengin. Kurban adar. Misafir besler evinde.
Ramazanda fitre verir, zekat ve sadakayla yoksulu gözetir, malını üleşir.
Elinden iki rekat namaz kılmaktan başka bir şey gelmez senin, zenginlerin hayır ve hasenatına nasıl yetişebilirsin ki…
 
Zenginlik, kulluğun daha temiz ve daha rahat gerçekleşmesini sağlar. Temiz giysi, temiz mal, temiz namus ve temiz kalp. Allah korkusuyla çarpan bir yürek zenginlikle bu imkanlara kavuşabilir. Boş mide güç vermez. Çıplak ayakla nasıl yürünebilir? Aç karından ne hayır umulabilir?
 
Yarın aç kalma kaygısıyla yatağa girenin uykusu gelmez.
Kışı rahat geçirmek için karıncaların yazın ne eziyet çektiğini biliyor musun?
 
Yoksullukla kalp huzuru bir arada bulunmaz. Elin dardayken gönlün geniş olmaz. Tok karınla yatsı nazına duran kimseyle, “akşam ne yiyeceğim?” kaygısındaki bir olur mu? Geçim derdi olmayanın kaygısı artık öte dünyaya yönelmiştir.
Bir Arap atasözü şöyle der: “İnsanı yüz üstü süründüren yoksulluktan ve kötü komşunun şerrinden Allah’a sığınırım.”
Adam itiraz etti, “sen” dedi, “Allah’ın Elçisi’nin, yoksulluk, benim kendisiyle iftihar ettiğim bir şeydir, dediğini biliyor musun?”
“Orda kastedilen yoksulluk senin anladığın gibi değil” dedim, “orada bir topluluğun yoksulluğuna işaret ediliyor. Onlar kanaat ve kaza okuna teslim olmuş kişilerdir. Geçimini vakfın sağladığı Hüda erleridir onlar.”
Ey içsiz ve gösterişli davul!
Ne azık hazırladın yarına, ne yol tedarikinde bulundun?
Elinden bin taneli tesbih olsun, ne çıkar!
Yiğitsen, insanlara boyun eğmekten ve dilenmekten yüz çevir.
Allah korkusu olmayan yoksul, dinsizliğe kadar götürür işi.
Para olmayınca çıplak nasıl giydirilebilir, tutsak nasıl kurtarılır?
Yüksek elle, alçak el bir olur mu?
Bir parça yiyecek uğruna kendisini parçalayan, ne iffetini koruyabilir ne de mutluluğunu.
Her an Allah’ın yasak kıldığı sınırı aşma tehlikesi yaşar. Yoksulluk acısı çekenin gözü kararır, en korkunç işlere rahatça atar kendisini. Haramdan helalden sakınmayabilir.
 
Başına kesek atılan köpek, kemik sanarak sarılır ona.
Omuzlarında tabut taşıyan sefiller, yemek masası sanırlar onu.
Yoksulluk bir beladır.
Her an eteğini günaha bulaştırması işten bile değildir yoksulun.
Nice namus ve haya sahibi insan, darlık yüzünden kötülüğe düşmüştür.
 
Ben böyle deyince, söz kılıcını çektiği adam, kelimelerini özenle seçmeye çalışarak, arsızlık meydanına sürdü atını ve: “sen” dedi, “zenginleri o denli övdün, öylesine yücelttin ki, dinleyenler, onları yoksulların koruyucusu ve dermanı sanacaklar. Bu saçma sapan bir iddia. Kendini beğenmiş, kibirli ve bencil kişilerdir zenginler. İnsanlara tepeden bakarlar. Kazanmaktan başka bir şey düşünmezler. Kazandıkça hırslanır, daha çok kazanmak isterler. Alimleri aşağılar, onlara dilenci gözüyle bakarlar. Yoksulları düşkün diye ayıplar ve kınarlar. Kimseye baş eğmez, herkesin kendilerine baş eğmesini beklerler. Kulluk ve erdem bakımından başkalarından aşağı, servetçe yüksekte olanlar, görünüşte zengin, gerçekte yoksuldurlar.” “zenginleri bencil ve sefil olarak tanımlama” dedim, “lütuf sahibi ve cömerttir çoğu.”
 
“Yanılıyorsun” dedi adam, “onlar paranın kuludur. Kimsenin tarlasına yağmayan yağmur bulutu gibidirler. Kimsenin üzerine doğmayan güneşe benzerler.
 
İktidar atına binmişlerdir fakat asla sürmez, Allah rızası yolunda bir adım atmazlar. Minnetsiz bir kuruş vermez onlar. Sıkıntıyla para kazanır, toplarlar. Fakat aynı sıklıkla elinde tutar, kimseye vermezler. Lakin cimrinin parası, kendisi toprağa girince çıkar meydana.”
“Sen” dedim,” dilenci gözüyle bakıyor, hır içinde kıvranıyorsun. Neden kazanıyor. Ben kazanamıyorum düşüncesinde kurtulsan, cimriyle eşit görürsün. Altını mihenk taşı cimriyi ise ancak dilenci tanır.”
 
“kapılarına kaba ve hırçın kişileri bekçi koyan zenginler değil mi?” dedi Adam, “kapısına geleni kovmak için değil de nedir bu?”
 
“Senin gibi dilencilerin iki de bir rahatsız etmesinden bıkmış olmalılar!” dedim. “Kuyu şebnem ile dolmaz, aç gözlüde dünya malına doymazmış. Hatem-i Tai, çölde yaşardı. Şehirde otursaydı dilenciler aman vermezdi. Giysilerini parçalarlardı.”
 
“Ben kıskanmıyorum anları.” Dedi adam.
“Yalan söylüyorsun!” dedim, kıskanıyorsun!” “onlara acıyorum..” dedi.
 
Münakaşa iyice alevlendi. İddialarını birer birer çürüttüm. Sonunda geçerli bir delil kalmadı elinde. Yenilmiş olmanın acısıyla sövüp saymaya, saçmasapan konuşmaya başladı. Cahilin özelliğidir, hasmına karşı güçsüzleşince put yapıcısı Azer’e benzer. Sözle başa çıkamadığı oğluna,” seni taşa tutacağım” diye bağırmıştı.
 
Ben de sertleştim ve acı sözler söyledim adama. O benim yakama yapışınca, ben onun sakalından tuttum. O bana ben ona derken, bir baktım, insanlar gülüp eğleniyor durumumuza.
 
Birbirimizi çekiştire çekiştire kadıya gittik. Onun adil hükmüne ikimiz de boyun eğecektik.
 
Bizi uzun uzun dinledi kaldı. Bir süre düşündükten sonra,
“Ey zenginleri öven, yoksullara eziyeti haklı bulan kişi” dedi,
“Gülsüz diken, yılansız define, sarhoşsuz şarap, timsahsız inci yoktur.
Dünyanın geçici keyif ve zevklerinin ardında ölüm acısı yatar.
Cennetin nimetlerinin kapısı,şeytani bekçilerle doludur.”
 
Sevgilisine kavuşmak isteyen düşmanla savaşmaya hazır olmalı.
Define yolunda mutlaka yılan bulunur.
Dikensiz gül yoktur.
Bostanda salkım söğütte bulunur kuru çubuk da.
 
Zenginler arasında da, yoksulların içinde de iyi ve kötü bulunur.
Her şebnem inci olsaydı, katır boncuğu gibi çarşı pazar inci mercanla dolup taşardı.
Allah’a yakın olanlar, yoksul huylu zenginler, zengin çabalı yoksullardır.
 
Zengin için büyüklük, yoksulu düşünmektir.
Yoksulun iyisi, zenginin eteğine tutunmaz.
 
Allah, “Her kim Rabb’ine tevekkül ederse,bilsin ki Allah ona yeter” buyurmuştur.”
 
Kadı, bu kez adama döndü ve “Ey derviş” dedi, zenginlerin şeriate aykırı yaşadıklarından söz ediyorsun. Doğruluk payı var sözünde. Zenginlerin bir bölümü söz ettiğin gibidir. Çalar çırpar, biriktirir ve yoksullarla paylaşmaz. Şarap içer, kumar oynar, zinaya düşebilir. Düşküne el uzatmaz., yoksulun yardımına koşmaz. Lakin hepsi böyle değildir.
 
Nimet sofrasını kuran ve herkesi oraya çağıran zenginler de vardır. Kapıları herkese açıktır.
Gelen güler yüzle buyur ederler. Alçak gönüllüdürler. Yüreklerinde Allah korkusu yerleşmiştir.
Kadı orta yolu bulmuş ve bizi bir uzlaşma çizgisinde buluşturmuştu. Adamla aramızda geçen kötü şeyleri unuttuk. Kavgayı sevgiye dönüştürdük. Helalleştik ve şu dizelerle söyleşimize son verdik:
 
“Ey yoksul kişi! Zamanın geçmesinden sızlanma.
 Bu yolda ölürsen acırız sana.
 Ey zengin kişi! Madem gönlün isteklerine erişiyor.
 Öyleyse yediğinden fazlasını yedir, hem bu dünyayı hem de
 Öte dünyayı kazan.”
 
Şirazlı Sadi (2007). Gülistan, Antik Şark Klasikleri.
                                                                          YAZAN ve DERLEYEN: NAİM KANTER

Reşat AÇIKGÖZ

Bu yazı 17480 defa okunmuştur.